Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Sağlık Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Sevin Altınkaynak, sistemik ve metabolik hastalık obezitenin sadece şişmanlık olmadığını, diyabeti, hipertansiyonu, kardiyovasküler, kas iskelet sistemi hastalıkları ve kanseri beraberinde getirdiğini söyledi.
SAÜ Sağlık Yüksekokulunca Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Çağın Hastalığı Obozite Sempozyumu"nda konuşan Altınkaynak, obezitenin enerjinin harcanmaması ve depolanmasıyla vücuttaki yağ kitlesinin artması olarak bilindiğini anlattı.
Altınkaynak, karbonhidrat ve enerji yükü fazla gıdaların tercih edilmesi ve fiziksel aktivitelerin azalmasıyla ortaya çıkan obezitenin gün geçtikçe arttığını, önemli bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü belirterek, dünyada 2000 yıllarında 1,1 milyar kişinin aşırı kilolu, 400 milyon kişinin obez olduğunun düşünüldüğünü, 2015 yılında ise aşırı kiloluların 2,3 milyara, obezlerin de 700 milyona çıkmasının beklendiğini kaydetti.
Türkiye'de Diyabet ve Bozulmuş Glukoz Toleransı Prevelansı 2 (TURDEP) çalışmalarına göre toplumda obezitenin yüzde 32 civarında olduğunu belirten Altınkaynak, TURDEP 1 çalışmalarına göre bu oranın yüzde 44 artış gösterdiğine dikkati çekti.
Altınkaynak, dünyada en fazla obezin ABD'de, en azının da Japonya'da olduğunu belirterek, "ABD'deki 2-19 yaş grubu çocuğun yüzde 16,3'ü obez. Ülkemizde de son çalışmalara göre;
HABERİN DEVAMI İÇİN aşağıdaki linktedir. ( Telif Hakkı için Kaynak Göstermek zorundayım )
İki tip Diyabet Vardır
- Tip 1 Diyabet
- Tip 2 Diyabet
1- Tip 1 Diyabet;
Diyabet 1 genellikle çocuklarda ve genç yaştakilerde görülür. Tip 1 diyabetin gerçek nedeni bilinmemektedir. Tip 1 diyabet, bu hastalığa genetik yatkınlığı olan kişilerde genellikle viral enfeksiyonlar, stres veya travma gibi bir olay sonrasında tetiklenmektedir.
Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.
Tüm diyabet hastalarının %5-10'u tip 1 diyabetlidir.
Tanı sırasında hastaların ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma, sürekli açlık hissi, kilo kaybı, bulanık görme, yorgunluk ve halsizlik gibi yakınmaları vardır. Bu yakınmalar çoğunlukla son birkaç gün ya da birkaç hafta içinde ortaya çıkar. Son yıllara dek diyabetin bu tipi yalnızca çocuklarda görülmekte iken günümüzde yetişkin yaşlarda da görülmeye başlanmıştır. Tip 1 diyabet olgularının yarısı 15 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Erişkin yaşta (genellikle 25 yaşından sonra) görülen tip 1 diyabet formu "LADA" (latent autoimmune diabetes in adult) olarak adlandırılmaktadır.
Tip diyabetli hastaların bir kısmı bebeklik yaşlarında da gelişebileceği için bu yaş gruplarında hastanın şeker tedavisi kadar vücut gelişimlerinin de yakından takibi gerekir.
2- Tip 2 Diyabet;
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.
Hastalığın temelinde genetik olarak yatkın kişilerde yaşam tarzı ile tetiklenen insulin direnci ve zamanla azalan insulin sekresyon azalması söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde toplumun %5-10'u tip 2 diyabetlidir. Tip 2 diyabetlilerin yakınmaları tip 1 diyabetlilere benzemekle birlikte daha hafiftir.

Bu sebeple hastalık gerçek başlangıcından yıllar sonra (ortalama 5 yıl sonra) fark edilir, hatta bazen komplikasyonlar geliştikten sonra tanı konabilir. Tip 2 diyabet genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar ve yaşlanma ile sıklığı artar. Bununla beraber, son yıllarda obezitenin çocukluk çağında da artması ile birlikte çocuk ve adölesan çağda da tip 2 diyabet görülmeye başlamıştır. Gelişmiş ülkelerde 15 yaş altında görülen diyabet vakalarının yarısına yakınının tip 2 diyabetli olduğu bildirilmektedir. Buradan dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri bir bireyde tip 2 diyabet ne kadar ilerleyen yaşlarda ortaya çıkarsa o kadar yan etkiler az görülür. Yani tip 2 diyabeti önleyemesek bile, ortaya çıkışını geçiktirmek de yararlıdır.
Yararlanılan Kaynaklar; Sağlık Bakanlığı Sitesi
http://www.sagliksorunlari.com/diyabet_nedir.php
Ve bilgiler alınan kaynaklardan alınarak derlenmiştir.
DiABETES MELLiTUS (DiYABET)
Diyabet (Şeker Hastalığı) pankreasın yeterli insulin üretmemesi veya vücudun ürettiği insulinin etkili bir şekilde kullanılmaması sonucu oluşan ömür boyu süren bir hastalıktır. Kısacası insulin hormonun yetersizliğinden dolayı oluşan ömür boyu süren bir hastalıktır.
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.
İki tip Diyabet Vardır
- Tip 1 Diyabet
- Tip 2 Diyabet
Kaynak; http://www.sagliksorunlari.com/diyabet_nedir.php
Sağlık bakanlığı
Ve bilgiler alınan kaynaklardan alınarak derlenmiştir.
Tip 2 diyabet riski olan kişilerin günde fazladan 2 bin adım atarak kalp-damar hastalıklarından korunabileceği belirlendi.
Leicester Üniversitesi'nden Dr. Thomas Yates ve ekibinin araştırması, daha fazla yürüyüşün şeker hastalığı riski olan kişilerde kalp-damar rahatsızlıklarına yakalanma ihtimalini yüzde 8 azaltabileceğini gösterdi. 40 ülkeden yaklaşık 10 bin kişinin
sağlıkverilerini inceleyen araştırmacılar, günde fazladan 2 bin adım atanların (yaklaşık 20 dakika normal tempoda yürüyüş) bu hastalıkları uzak tutabileceğini vurguladı. Araştırmacılar, her gün 4 bin adım daha atanlarda ise riskin yüzde 16 azaldığına dikkati çekti.
Yates, birçok araştırmanın fiziksel aktivitenin glikoz intoleransı bulunanların sağlığını olumlu etkilediğini gösterdiğini ancak ilk kez kaç adımın ne kadar yararlı olduğunun ortaya koyulduğunu belirtti. Araştırmanın sonuçları "The Lancet" dergisinde yayımlandı.
Daha Fazla Haber İçin; Aşağıdaki Linktedir...